Kıymetli Arslanbala,


Nereden başlanır, nasıl yazılır diye düşünüyorum bir süredir. Yazmak doğru mu, değil mi kısmını sanıyorum çözdüm. Umarım bunu okuduğunda, etkilendiğinde, annen ve ben bu ana şahit oluruz. Bugün bunu düşündüm. Kaç yaşına gelince okuyabilirsin acaba? İnsan bilemiyor. 15? neden 14 değil ki? “Sanırım bunu okumaya başlama zamanın geldi evlat!” (amerikan dublaj gibi okunmalı son cümle) Belki böyle, hazır olduğunu hissettiğimizde okuyabilirsin herhalde. Girişi çok uzatmak istemiyorum ama nasıl olsa istediğim gibi, istediğim kadar yazmakta özgürüm. Beni kim tutabilir ki? 

Neden böyle bir şey yapıyorum? Neden yazıyorum? Çünkü, ben doğmadan öncesini hep olmayan dönem gibi görüyorum. Kendi algım hep böyle oldu. Anlatılıyor ama, mazi hatırlanırken, hep bir boş bakmalar gerçekleşiyor anlatıcıda. Sen de böyle kek gibi kalıyorsun. Akıcılık sağlanmayınca, sanki o zamanlar yokmuş gibi geliyordu bana. Ölmüş o vakitler gibi.

İstedim ki, anne rahmine düştüğün günü sıfır noktası olarak görme. Öncesinde bir yaşanmışlıklar olduğunu bil. Neler oldu o zamanlarda, onu okuyabil. Belki görsel açıdan da eklemeler yapabilirim. Ancak bu nasıl bir çalışma olacak, bak işte onu ben de kestiremiyorum. Epey zaman alacak gibi gözüküyor. Yani gözüm korkuyor açıkçası. Ancak mükemmeliyetçilik işe yaramaz. Sonunu düşünen de kahraman olamaz. 

Neden yazıyorum sana? Çünkü içim taşıyor. Her gün seninle konuşuyorum. Annen hamile olduğunu test sonucu ile bana bildirdiği günden beri, bazen durup durup gülümsüyorum. İçimde bir dinginlik var. Sen beni sakinleştirdin.

Şimdi şöyle yapayım. Önce benim aklımdaki gibi başlayayım. Dağılıyor muyum diye endişe ediyorum şu anda. Nereden başlanır kısmında karışıyor aklım. Bence senin merak ettiğin kısım daha çok annenle tanışma kısmı olacaktır. Orayı kerteriz almak daha doğru gibi geliyor. Ancak öncesini de anlatmak fena olmazdı. Bir şey söyleyeyim mi, bence senin benden çekeceğin var. Uzun uzun anlatmak istiyorum galiba! Of, ne çok şey var!

O zaman aklımca, kabaca kendimden bahsederek başlayayım. Hadi bakalım!

***

Yıl 1984. 18 Temmuz. Bildiğim kadarıyla akşam saatlerinde dünyaya geliyorum. Ankara Gata’da doğum gerçekleşiyor. Bir kaç ay Ankara’da babaannemin evinde kaldıktan sonra, Gölcük/Kocaeli’deki evimize geliyoruz. Babam Deniz Astsubayı, annem ev hanımı. Bence ev hanımı diye bir meslek yok. Uydurulmuş bir iş tanımı diye düşünmüşümdür hep. Oradan lojmana geçiyoruz. Lojmanda süper vakit geçiriyorum. Bisiklete binmeler, arkadaşlarla oyun oynamalar gırla gidiyor. Yıl 1990’ aylardan eylül olunca, ilkokula başlıyorum. 1992 yılında lojmandan çıkıp, başka bir eve taşındık. 1993’te de babaannem bize geliyor ve bizle birlikte kalmaya başlıyor. İlkokul 1995’te bitiyor. Ben Anadolu Lisesi sınavlarına hazırlanıyordum. Galiba iki sene dershaneye gidiyorum. 10 yaşında sınava hazırlanmak için okul dışında kursa gitmek. Bu nasıl bir dünya yani. Acayip salakça bir eğitim sistemi bence. Neyse. Bulunduğumuz semtte gidebileceğim bir tane Anadolu Lisesi vardı. Ona puanım yetmemişti. Fakat benim gibi puanı yetmeyen ama puanı iyi olan çok sayıda öğrenci olduğu için, yeni bir okul açıldı. Normalde yabancı dil eğitimi İngilizce olarak verilir. Yeni açılan okulun son sınıfını Almanca yapacakları tuttu. Ben de o sınıfa denk geldim. O zamana kadar İngilizce öğreneceğim havalarındayım. Almanca denk gelince üzülmüştüm. Ancak sonra alıştım ve keyif de aldım.

Bütün okul boyunca da Almanca eğitimine devam ettim. Lise’ye girerken 1999 yılında Gölcük depremi oldu. Oturduğumuz ev yıkıldı. Babaannemi kaybettik. Ben göçükten çıktım. Annem babam zor kurtulmuşlardı. Kardeşim, henüz 10 aylıktı, şans eseri hayatta kaldı. Yani şimdi bir hüzünlendim işin doğrusu. İnsan çocuğuna böyle şeyler anlatmak istemiyor. Sonrasında psikolojimizi toparlamak epeyce zaman aldı diyebilirim. Herkes kendi haline döndü gibi. Birbirimizden uzaklaştık bence. Kolay zamanlar değildi kısacası. Belki seninle bu kısmı ayrıca konuşabiliriz. Ama şimdi detaylandırmak istemiyorum.

Bu arada yazdıklarımla ilgili sormak ya da konuşmak istediğin bir şey olursa çekinme.

2002 yılında lise bitti. 1995 yılında başladığım okulda, hem orta okul hem de liseyi bitirdim. Hazırlık ile birlikte 7 yıl sürdü yani. Lise bittikten sonra bir yıl daha sınava hazırlandım.  Sonrasında üniversiteye İzmir’e gittim. İzmir’de 9 Eylül Üniversitesi, Ekonometri bölümüne gittim. İngilizce hazırlık okudum. Önce yurtta kaldım, sonra liseden bir arkadaşımın yanına eve çıktım. Sonra ev değiştirdim, son yıl annem yanıma geldi filan falan. Üniversite’de topluluk kurduk. Şans eseri kurucular arasına girdim. Fantezi ve Bilim Kurgu Edebiyatı Topluluğu. Çocukken video kaset ile Geleceğe Dönüş filmlerini çokça kez izlemiştim. Bilim Kurgu filimlerini çok severim. Fantastik dünya edebiyatları ilgimi çeker. Ancak mesela Fantastik Role Play gibi masaüstü oyunları bilmiyordum. Buna rağmen kurucular arasına girdim. Çok eğlenceliydi ve zihin açıcıydı. Masaüstü oyunlarda uzun soluklu olanlar insanı hakikaten başka bir dünyadaki karaktere büründürüyordu. Kafan dağılıyor, derdini unutuyorsun. Öyle bir şey. Fotoğraf topluluğu ile de dirsek temasında bulundum. Üniversite sinemasında sanat filmleri seyrettim. Bazen gezilere katıldım. Okulu zamanında bitirdim. Ancak şunu itiraf edeyim, okuduğum bölümü sevemedim. Kendimi sonradan tanımanın verdiği bir kayıp yaşamış oldum. Aslında ben, anlatarak, konuşarak, hareket ederek çalışmayı tercih ederdim. İyi bir anlatım kabiliyetim var. Aktarmak kolay iş değil. Hemen akla öğretmenlik geliyor, ancak başka işler de olabilirdi. Dolayısıyla okuduğum bölüm bana göre değildi.

Sonra üniversite bitti, 2008 yılında. Önce İzmir’de tutunmaya çalıştım. İşe girdim, çalıştım ancak iyi kazanabileceğim bir iş değildi. Bir de vardiyalı olması beni itti. Sonra Kocaeli’ye ailemin yanına döndüm. Bir süre işsiz kaldım ve şu anda çalışmakta olduğum işe girdim. 12 yıldır bu işi yapıyorum. Gümrük Müşavir Yardımcısıyım. Bence bu iş de bana göre değil ama işte ekmek parası, yapacak bir şey yok. Bu durumu değiştirmek umudum var, bakalım.

Müzik dinlemeyi severim. Gitar ve davul çalarım. İşte öyle keyfim geldiğince çalarım. Öyle nota bilgim yok. Baştan sona parçaları bilmem. Bir ara kursa gideyim dedim, baktım çok ukala çıktı öğreten, boş verdim gitti. Bir süre de ara verdim, işte o olmadı bak. Çünkü müzik aletini uzak tutarsan o sana küsüyor. Eskisi gibi çalamıyorsun, elin alışamıyor kolayca. Aslında hip-hop ve rap harici ayırt ettiğim bir tür yok sayılır. heavy metal, metal, rock sevdiğim türler olsa da, kaliteli çalışmaları dinlerim. Zaman ilerledikçe, bazı şarkılar benim için bazı duyguları ifade eder oldu. Benim içimde, ruh halime göre şarkılar çalar zaman zaman. …and justice for all - Metallica en sevdiğim şarkıydı. Uzun zamandır yeniden değerlendirmedim. Belki değişmiştir.

Film, dizi izlemeyi severim. Bilim kurgu, fantastik filmler, komedi filmlerini severim. Annen yüzünden drama filmlerini de ayrıca sever oldum.

Açıkçası çok kitap okuyan biri değilim. Evde gördüğün kitapların çoğu annene ait. Okurum elbette. Seviyorum da okumayı. Ama daha çok izlemek, dinlemek gibi kaynaklar ile besleniyorum.

Neşeli biriyim bence.

Dışa dönük bir insanım.

Eskiden saçların kısaydı. Evlendikten sonra annen “Biraz uzatsana bakalım nasıl olacak” dedi ve zamanla saçlarımın dalgalı olduğunu anladık. Aslında benim hep içimde vardı uzatmak ama istediğim gibi olmaz gibi geliyordu. Saçlarım uzun olduğu için ne kadar mutluyum anlatamam.

***

2016 yılının kasım ayında, şu anda oturduğumuz aydınlı mahallesi tuzla semtindeki evi almıştık. Babam ile ben. 2017 yılının şubat ayında da ben annen ile tanıştım. İnternetten, yazdığı bir yazıyı gördüm. Çok beğendim, aa aynı benim düşündüklerimi ne kadar orijinal bir dille aktarmış dedim okuyunca. O sıralar bir arkadaşım olsun çok istemiştim. Beraber tiyatroya gitmek, sohbet etmek istiyordum. Karşı cinsiyetten olursa daha iyi olurdu, zira erkek erkeğe muhabbetler pek iç açıcı olmuyor, yani iyisini bulmak zor bence. İlla sevgilim olsun diye düşünmemiştim. 

Annen ile biz günlerce yazıştık. Her mesaj uzundu, sanıyorum bir a4 kadar tutanlar vardı. Sonra ben ona tiyatroya gidelim mi dedim, o da biletleri aldı. Ve biz ilk kez Harbiye’de Genco Erkal’ın yazıp yönettiği, “Güneşin Sofrasında Nazım ile Brecht” oyununa gittik. İlk kez karşı karşıya gelmemiz 17 şubat 2017’dir. ilk mesaj 7 şubatta atıldığı için, biz o 10 günlük zaman dilimini coşkuyla kutlarız, anarız, yüzümüz güler filan. Biz tanıştık, karşılaştık ve ben bir kaç buluşma sonrası artık dayanamayıp duygularımı açtım. Böyle pat diye. O bir şeyler anlatırken ben araya girip “Ben senden etkileniyorum” dedim. Şaşırdı. Bana 15 gün sonra cevap verdi. O da cevap gibi değil. Görüşmek istediğini anladım, ama ne olur bilmiyorum gibi bir şeyler söyledi. Ben de her şey çok güzel olacak gibi bir şey demiştim. Gidebildiğimiz kadar dışarı çıktık, sinemaya, tiyatroya, konsere gittik. Görüştük. Akşamları uzun uzun telefonda konuştuk. Doyamadık birbirimize. Tanıştıktan 5 ay sonra evlenmek istediğimi söyledim. Böyle pat diye. Hiç hazırlanmadan. Evet dedi. Ben gittim aileme söyledim. o ailesine 13 ay sonra söyledi. Galiba annen biraz temkinli yaklaşıyor.

Ailelerle tanıştık. İstemeye gittik. Aynı gün nişanlandık. Hazırlıklar yaptık, eve eşya aldık filan falan.. Sonra 1 Eylül 2019’da bir düğünle evlendik. 

***

Tanıştığımız günden bir süre sonra, artık aramızdaki ilişkinin ciddiyeti ortaya çıkınca, ara ara bazı konuları konuştuk. Nasıl bir ilişki istiyoruz sorusunu yanıtladık karşılıklı. Mesela tek eşlilikten yana olduğumuzu, ilişkimize başkasının müdahale edemeyeceğini, ezbere bir hayat yaşamak istemediğimizi, ilişkimizde ikimizin de ayrı birer alanı olması gerektiğini (bireyselliğin önemi) gibi bir çok şey. Açıkçası ev işlerini, kimin yemek yapıp kimin temizlik yapacağını konuşmadık. Zamanla yaşadıkça anladık ne istediğimizi, ne yapabileceğimizi. Beraber yaşıyoruz neticede, hayatı paylaşıyoruz. Bir de ben evliliğin ilk yıllarında ne istiyorum, nasıl istiyorum, ne yapmak istiyorum, bunların yanıtını buldum, zamanla. Ezber üzerinden hareket etseydik bence çok kolaydı, kafayı yormazdık anlamında kolaydı yani, ve, bu iş böyledir, tartışmaya gerek yok deyip kabul edebilirdik. İyi ki sorgulayarak süreci gördük. İnsan kendini böylelikle daha iyi tanıma fırsatı elde ediyor.  Dahası, ilişki özelinde, ilişkinin yapısı oluşurken çok faydasını gördüğümüzü düşünüyorum.

Evlenirken, çocuk sahibi olmak şartıyla, odağıyla evlenmedik. Zamanla artık bir evladımız olsun diye hissettik. Birbirimizle paylaştık. Sonrasında da artık zamanı geldi dedik ve bir kaç ay sonra sen annenin rahminde oluşmaya başladın.

***

Annen bana hamile olduğunu, elinde bir test sonucunu getirerek söylemiş oldu. İnsan o anı önceden düşününce, coşarım, bağırır çağırırım filan sanıyor. Ben öyle olur herhalde diye düşünmüştüm. Halbuki içimde bir kıpırtı oldu. Oturdum düşündüm. Mutlu olduğumu biliyordum tabi. Anladığımız kadarıyla sen 26 ağustos ile 1 eylül civarında bir yerde oluşuyorsun. Biz durumu ekim başında anlıyoruz. buradan sonra biz kimseye bir şey söylemedik. yaklaşık 1 ay sadece ikimiz bildik. kendimize saklamak istedik. Düşünmek, değerlendirmek, hissetmek istedik. Açıkçası çok memnunum kendimize sakladığımız 1 aylık süreçten. Bu süre zarfında doktora gittik. Onlar da test yaptı. İlk ultrasondan gördüğümüz an (0.6 cmlik bir kese gördük tabi) insan ne diyeceğini bilemiyor. Sonra kalp atışlarını duyduk. Acayip bir heyecandı. Seni ultrasonda görmek çok güzeldi. Nasıl desem, aklım almıyor, iyi ki böyle bir teknoloji var. Sonra cinsiyetini öğrendik. İkimizinde bir cinsiyet beklentisi yoktu mesela. 

Annen ilk günlerde durgundu. Endişeli, meraklı, heyecanlı. Tabi kolay değil, seni karnında taşıyacak. Nasıl olacak, neler başına gelecek, bilmiyor. Ben de ona güvendiğimi, elinden gelenin fazlasını yapabileceğini, yanında olduğumu, her şeyin yolunda gideceğini hissettiğimi anlattım. Endişeli değil, mutlu olabileceği zamanın bu zaman olduğunu anlattım. Sonrasıda ise hep onun kendisini iyi hissetmesine odaklandım diyebilirim. İçimde hep pozitif şeyler var. Şu anda 20. haftaya yaklaşmak üzereyiz.

***

Nasıl bir karakterin olacak, neler yapmak isteyeceksin, çok merak ediyorum. Umarım bambaşka bir karakterin olur, aramıza gelince bize renk katarsın.

Yorumlar